YUSUF A. ÖZDEMİR YAZDI: Dünyaya Yeniden Bakmanın Şiiri: Atakan Yavuz’un Bakış Talimi

                            


Atakan Yavuz; sesini yükseltmeden, edebiyat gündeminin merkezine yerleşmeye çalışmadan, ödüllerin ve tartışmaların etrafında dolaşmadan kendi şiirini sessizce kuran isimlerdendir; şiiri görünürlük meselesi değil, dikkat meselesi olarak görür. Şiirlerinde de gürültüden çok sükûneti, gösterişten çok iç derinliği, hüküm vermekten çok anlamaya çalışmayı buluruz.

Yavuz’u sadece şiir yazan bir isim olarak da değerlendiremeyiz ki bu büyük haksızlık olur. Şiir üzerine düşünen, şiirin geçmişiyle ve bugünüyle hesaplaşan, edebiyatın teorik tarafına da emek veren bir yazardır o. Cenap Şahabettin üzerine çalışmaları, şiir ve modernlik ekseninde kaleme aldığı yazılar, yıllardır çeşitli dergilerde sürdürdüğü eleştiri ve deneme faaliyetleri onun şiire duygusal bir alanın ötesinde baktığını fâş eder ve bundan mütevellit şiirlerinde sezginin yanında düşünceyi, duygunun yanında tefekkürü de görmek mümkündür.

Şiir dünyasının merkezinde insan vardır; fakat bu insan büyük ideolojik kavgaların, yüksek sesli toplumsal sloganların insanı değildir. Daha çok modern hayatın kalabalıkları içinde kendi iç sesini korumaya çalışan, eşyaya, tabiata, hatıralara ve kelimelere dikkatle bakan bir insandır. Atakan Yavuz'un şiirlerinde şehir vardır ama şehirden bunalan bir ruh da vardır; modern hayat vardır ama ona teslim olmayan bir vicdan da vardır; yalnızlık vardır ama umutsuzluk yoktur. Şair, çağın yaralarını görür, yarayı göstermekle yetinmez, insanın iç dünyasında hâlâ korunabilen güzelliklerin izini de sürer.

Bu yönüyle Atakan Yavuz, modern Türk şiirinde gelenekle modernlik arasında köprü kurmaya çalışan şairler arasında anılabilir. Onun şiirinde ne geçmişe romantik bir kaçış ne de modernliğe körü körüne bir teslimiyet vardır. Yağmur, kuş, gökyüzü, yol, ev, çocukluk ve hafıza gibi sıkça tekrar eden imgeler, şairin dünyayı anlamlandırma çabasının parçalarıdır. Bu imgeler aracılığıyla insanın kaybettiği dikkati, yitirdiği iç dengeyi ve unuttuğu anlamı yeniden arar.

Atakan Yavuz'u okumak, aynı zamanda bir bakış eğitimi almaktır. Çünkü onun şiiri okura hazır cevaplar yerine daha dikkatli bakmayı, daha derinden düşünmeyi, sıradan görünen şeylerin içindeki anlamı fark etmeyi teklif eder. Belki de bu yüzden Yavuz’un şiiri ilk okumada kendini bütünüyle ele vermez, zihinde ve kalpte yavaş yavaş yer eder.

Onu benim gibi yakından takip edenler için şiir, söz söyleme biçiminden çok dünyayla yeniden ilişki kurma imkânına dönüşür.



Şairin İkinci Eşiği

Atakan Yavuz’un geçtiğimiz nisan ayında ikinci baskısı Ebabil’ce yayınlanan Bakış Talimi ilk okumada kendini tamamen ele vermeyen, dikkat, sabır ve içtenlik isteyen şiir hasılalarındandır.  Yani birkaç güzel imgenin, iyi kurulmuş dizenin toplamı görmek eksik kalır. Bakış Talimi, baştan sona kadar belirli bir duyarlığın, bakma biçiminin ve iç huzursuzluğun etrafında kurulmuş.

Atakan Yavuz’un şiir yolculuğunun ikinci durağı olan Bakış Talimi (ilk baskı 2014); şairin kendi sesini daha belirgin biçimde duyurduğu, ilk kitaptaki (Kunduz Dersleri) arayışların daha kontrollü, içli ve daha bütünlüklü bir şiir evrenine dönüştüğü önemli bir eşiktir.



Atakan Yavuz’un okuru şaşırtmak için şiir yazmadığını; şiiri yavaşlatmak, durdurmak, yeniden baktırmak istediğini bilenler zaten kitabın adının da bu minvalde anlam kazandığını fark eder. Bakış Talimi haddizatında kitabın bütününü taşıyan anahtardır da: Talim, öğrenmeyi, tekrar etmeyi, disipline olmayı, kendini bir şeye hazırlamayı çağrıştırır. Şair dünyaya bakmayı hazır bir yetenek olarak değil, yeniden kazanılması gereken bir dikkat biçimi olarak görmektedir.

Kim bilir modern zamanın en büyük kayıplarından biri belki de görüntünün çoğalıp bakışın azalmasıdır. İnsan her şeyi görmekte ama gördüğünü gerçekten idrak etme kabiliyetini zayıflatmıştır. Bakış Talimi, bu zayıflamaya karşı yazılmış sessiz ve derin bir şiir kitabıdır.

Şehir, Eşya ve Modern Hayatın Yorgunluğu

Kitap boyunca modern hayatın insanı kuşatan, daraltan, kimi zaman fark edilmeden öğüten tarafı hissedilir. Atakan Yavuz bunu doğrudan sloganlaştırmaz. Şehir kötüdür, modernlik insanı bitirmiştir, teknoloji ruhu öldürmüştür gibi kolay cümleler kurmaz. Onun şiirinde modern hayat daha çok ayrıntılar üzerinden görünür: evler, odalar, ekranlar, alışverişler, taşınmalar, listeler, arayüzler, sokaklar, gündelik telaşlar…

Bu ayrıntılar ilk bakışta sıradanmış gibi görünse de şairin asıl başarısı da buradadır. Gündelik hayatın küçük nesnelerini şiirin içine taşıyarak onların arkasındaki ruh hâlini görünür kılar. Bir alışveriş listesi yalnızca alışveriş listesi değildir; insanın eksiklerini, ihtiyaçlarını, dağınıklığını, modern hayat içindeki parçalanmışlığını da sezdirir:

“Korsan yürüyüşlerden biraz cesaret getir eve gelirken
ovalanmış kelimeler, tarkovski’den bir sahne
geceyi bekle bir tutam yıldız tozu getir
yaşamak için bin bir bahane.

Ne ateş küreği al ne hafifletici sebepler
çığlık ve tahrik değil çekül ve pazen değil
ilkyazın verdiği bütün ekleri al
dayanmak için sayısız delil.

Biliyorum zor olacak tüm bunları taşımak
kuzgunkılıcı direnecek, naz edecek reçine
elimden gelmiyor diğer türlü yaşamak
Tanrı başka sözler koymuş benim içime.” (s.37) veya bir taşınma yalnızca mekân değiştirmek değildir; geride bırakılan hatıraların, kırılan ilişkilerin, insanın kendi içinde taşıdığı yüklerin de işaretidir:

“Artık ne ocağın üstünde unutuyor düşlerini
ne de evinde sessizlik besliyor
o kısa yürüyüşler çözmüyor kimi düğümleri
bir ekin tarlası yanından hışırtıyla geçmiyor.

Sözünü kesiyor gökdelenler
unutuyor bir sabah kırlara indiğini
bir söz aradığını yanık çalıların dibinde.

Harf onu şehre çağırdı aşk ev içlerine
geçip gitti ona sarkıtılan ip merdiveni
şimdi eski gazetelere sarıyor
taşınırken kırılacak olan kalpleri.” (s.38)

Atakan Yavuz’un şiirinde şehir, bütünüyle reddedilen bir yer değildir; fakat insanı tamamlayan değil, çoğu zaman eksilten bir çevredir. Şair şehirden kaçmak ister gibi görünür, ama tam anlamıyla kaçamaz. Çünkü modern insanın kaderi biraz da budur: Şikâyet ettiği hayatın içinden konuşmak zorundadır. Bakış Talimi’nin şiirsel gerilimi de buradan doğar. Şair şehirde yaşar, ama gözünü gökyüzünden, yağmurdan, kuştan, dereden, çocukluktan ayırmaz.

Bu noktada kitapta sık sık karşımıza çıkan tabiat imgeleri önem kazanır. Yağmur, kuş, gökyüzü, su, dere, nehir ve yol yalnızca güzel görüntüler oluşturmak için kullanılmaz. Bunlar modern hayatın sıkıştırdığı insanın nefes alma alanlarıdır. Şair, tabiatı romantik bir kaçış olarak değil, insanın kaybettiği iç düzeni hatırlatan bir imkân olarak görür.



Bakışın Terbiyesi, Hatırlamanın Şiiri

Bakış Talimi’nde asıl mesele görmekten çok bakmaktır. Görmek kendiliğinden olur, bakmak dikkat ister. Atakan Yavuz’un şiiri, dikkatin şiiridir. Şair eşyaya, insana, çocukluğa, aileye, tabiata ve kendi iç sesine dikkatle eğilir. Bu yüzden kitapta büyük olaylar, dramatik hikâyeler, keskin kopuşlar değil; küçük ayrıntıların içinden büyüyen anlamlar vardır.

Kitaptaki şiirlerin çoğu olay anlatmaz; iç kıpırtısı ya da misal bir fark ediş anı verilir. Bu nedenle Bakış Talimi’ni okurken şiirlerin tek tek özetini çıkarmak çoğu zaman yetersiz kalır, iyi fikir değil anlayacağınız. Neden mi; şiirler ‘ne oldu?’ dan çok ‘ne hissedildi, ne fark edildi, neye yeniden bakıldı?’ sorusuna cevap verir de ondan.

Çocukluk ve hafıza da önemli yer tutar. Atakan Yavuz çocukluğa nostaljik bir alandan ziyade şiirinde kaybolmuş bir masumiyetin olduğu kadar, insanın dünyayla daha sahici temas kurduğu zamanın da adı olarak bakar. Çocuk, dünyaya alışmamış göz demektir. Belki de bu yüzden Bakış Talimi’nin derinlerinde çocukluğun bakışıyla yetişkinliğin yorgunluğu sürekli karşı karşıya gelir.

Ev ve aile de bu bağlamda önemlidir. Modern şiirde ev çoğu zaman boğucu, kapalı, tekinsiz bir mekân olarak görünür. Atakan Yavuz’da ise ev, bütün sorunlarına rağmen hâlâ anlam taşıyan bir yerdir. Oda, pencere, aile bireyleri, gündelik hayatın küçük sahneleri şiire girer. Şair büyük ideallerden önce küçük hayatların anlamına eğilir. Çünkü insan çoğu zaman büyük cümlelerle değil, küçük ayrıntılarla kurulur.

Bu yönüyle Bakış Talimi, hatırlamanın da kitabıdır. Fakat bu hatırlama yalnızca geçmişe dönük değil, insanın kendi içindeki kaybolmuş dikkati hatırlamasıdır. Şair okura; ‘insan dünyayı kaybetmeden önce bakışını kaybeder’ duygusunu sezdirir.

Şiirin Kendine Dönüp Bakması

Atakan Yavuz’un kitabını önemli kılan taraflardan biri de şiirin dış dünya yanında kendine de bakmasıdır. Bazı şiirlerde kelime, şairlik, oda, yazmak, susmak, şiirin imkânı ve imkânsızlığı doğrudan ya da dolaylı biçimde mesele hâline getirilir. Bu da lirik bir duyarlık kitabının ötesine taşır Bakış Talimi’ni, poetik bir iç muhasebeye de dönüştürür.

Şairin şiirle ilişkisi kolay bir ilişki değildir. Şiir onda rahatlatıcı bir süsle beraber bazen yük, arayış, bazen de insanın kendisiyle hesaplaşma biçimidir. Bu yüzden Bakış Talimi’nde şiir, dünyayı başka türlü yoklama, görünenin arkasındaki anlamı sezme çabasıdır da aynı zamanda.

Dil bakımından bakıldığında Atakan Yavuz’un şiirinde gündelik olanla imgesel olan yan yanadır. Bir tarafta şehir hayatına, teknolojiye, alışverişe, eve, listeye, arayüze ait kelimeler; diğer tarafta yağmur, kuş, gökyüzü, su ve metafizik çağrışımlar vardır. İki alanın çarpışması kitaba kendine özgü bir doku kazandırır.

Şairin dili her zaman tamamen açık değildir; yer yer kapalı, çağrışımlı, imge yoğunluğu yüksek bir söyleyişe yaslanır. Fakat bu kapalılık çoğu zaman anlamı yok etmek için değil, çoğaltmak içindir. Atakan Yavuz, okurunu dışarıda bırakmaz; ama kolay lokma da sunmaz. Okurdan şiirin içinde yürümeyi, acele etmeden durmayı, bazı dizelerin etrafında dolaşmayı ister.

Yine de kitabın bütünü için küçük bir eleştiri yapılabilir: Bazı şiirlerde imge yoğunluğu, şiirin duygu merkezini zaman zaman perdeleyebilir. Yer yer benzer duyarlıkların farklı şiirlerde tekrarlandığı hissi de oluşur. Fakat bu tekrarlar çoğu zaman zayıflık olmaktan çok, kitabın ortak atmosferini kuran bilinçli dönüşler gibi okunabilir. Çünkü Bakış Talimi tek tek şiirlerden oluşsa da, baştan sona aynı bakışın farklı yönlere çevrilmesiyle kurulmuş bir kitap izlenimi verir.

Aynı Bakışın Farklı Odaları

Bakış Talimi’ni güçlü kılan hususiyetlerden biri de şiirlerin kendi aralarında kurduğu görünmez bağdır. Kitabı okurken birbirinden tamamen bağımsız şiirlerle değil, aynı iç dünyanın farklı odalarıyla karşılaşırız. Bir şiirde beliren yağmur başka bir şiirde yeniden duyulur; bir yerde görünen kuş, başka bir yerde başka bir anlamla geri döner; çocukluk, ev, yol, şehir ve gökyüzü kitabın tamamına yayılan ortak işaretlere dönüşür. Bu yüzden Bakış Talimi’nde baştan sona ilerleyen bir ruh çizgisi vardır. İlk sayfalarda başlayan dikkat, son sayfalara doğru daha belirgin bir iç muhasebeye dönüşür. Şair bazen eşyaya, bazen şehre, bazen geçmişe, bazen çocuklara, bazen şiirin kendisine bakar. Fakat değişmeyen şey, bakışın ahlâkıdır.

Burada “ahlâk” kelimesini özellikle kullandım. Atakan Yavuz’un şiirinde bakmak, estetik bir eylem yanında insanın dünyayla kurduğu ilişkinin niteliğini belirleyen ahlâkî bir tutumdur çünkü. Dikkatle bakmamak, dünyayı tüketmek demektir. Dikkatli bakmaksa dünyayı anlamaya, sevmeye, kimi zaman da ona karşı mahcup olmaya başlamaktır. Kitabın metafizik tarafı da bu noktada belirginleşir. Bakış Talimi’nde dinî ve tasavvufî çağrışımlar varsa da bunlar didaktik, doğrudan hüküm veren bir dile dönüşmez. Şair, görünen dünyanın ardında başka bir mânâ bulunduğunu hissettirir. Kat’i cevaplardan ziyade, soruların etrafında dolaşır. Neticede bu da kitabı kuru bir inanç söyleminden uzaklaştırıp daha içli, şiirsel ve daha sahici bir arayışa yaklaştırır.

Atakan Yavuz’un şiirindeki “ben” de burada önemlidir. Bu “ben”, yalnızca kendi duygularını anlatan bireysel bir ses değildir. Aynı zamanda modern hayatın içinde yorulmuş, kalabalıklar arasında kendi içini korumaya çalışan, eşyaya ve insana dikkatle bakmak isteyen bir insan sesidir. Tam anlamıyla toplumsal bir “biz”e de dönüşmez; ama kendi içinden konuşurken birçok insanın ortak yalnızlığına temas eder.

Bu nedenle Bakış Talimi şairin kişisel duyarlığının çağın insanına ait daha geniş bir hâlini de taşır. Modern insanın dağınıklığı, bakışını kaybetmesi, eşyayla bağının zayıflaması, tabiattan uzaklaşması, çocuklukla arasına mesafe girmesi, şiirde açıkça bağırmadan sezdirilir sezdirilir.

Hasılı Bakış Talimi, Atakan Yavuz şiirinde özel bir yerde duran, adının hakkını veren, dünyayı yeniden görmeyi değil, yeniden bakmayı teklif eden bir kitap. Kunduz Dersleri’ndeki arayış sonucunda daha derli toplu, olgun, daha merkezini bulmuş bir şiir diliyle karşılaşırız. Şair, modern hayatın huzursuzluğunu, çocukluğun içtenliğini, tabiatın çağrısını, eşyanın sessizliğini ve şiirin kendi iç hesaplaşmasını aynı kitapta buluşturur.

Bu kitap okura büyük iddialarla seslenmez, sarsmak için bağırmaz; yavaşça içeri işler. İnsanın bakışını yoklar. Belki de iyi şiirin yapması gereken şey dünyayı değiştirdiğini söylemeden, insanın dünyaya bakma biçimini değiştirmektir, ne dersiniz?

 

 


Yorumlar