Edebiyatımızın En Garip Şairine Kurulan Büyük Edebiyat Tuzağı

 


Ahmed Haşim, edebiyatımızda derin izler bırakmış, tesiri kendi devrini aşmış; buna rağmen en yanlış tanınmış ve haksızlığa uğramış kalemlerden biridir. Şiirde anlam, şiirde musiki ve saf şiir üzerine ortaya koyduğu görüşler, ancak yıllar sonra, özellikle İkinci Yeni'nin açtığı özgür iklimde gerçek karşılığını bulabilmiştir.

Haşim'in edebiyatımızın en garip simalarından biri olduğunu söylemem boşuna değil! Çünkü Türkçenin ve şiirimizin en kudretli isimlerinden biri olan Ahmed Haşim, eserleri ve edebî şahsiyetiyle değil; Arap kökeni, yüzünün çirkin olduğu iddiası, yemek düşkünlüğü, kabalığı gibi edebiyatla ilgisi bulunmayan meselelerle gündeme taşınmıştır. Edebî gücü karşısında onu eserleri üzerinden yıkamayanlar, şahsiyetini hedef almayı tercih etmişlerdir.

İşin daha da düşündürücü tarafı, yanlışlar ve iftiralar zincirinin, kökeninde sözde en yakın dostlarıyla başlaması; tüm yazı şiir yazı tarih ve belgeler apaçık ortadayken büyük itibar gösterilen, muteber bulunan isimlerce de sorgulanmadan tekrar edilmesi, böylece edebiyat tarihimize ve hatta ders kitaplarına kadar taşınmasıdır.

Bir an durup düşünelim...

Osmanlı'nın bir zamanlar şehri olan Bağdat'ta doğmuşsunuz. Babanızın resmî görevi sebebiyle Mekke ve Medine'de bulunmuşsunuz. Üniversitenin son sınıfındayken, devlet tarafından cepheyi görsün, destanlar yazsın diye Çanakkale'ye gönderilen edebiyatçılar arasında değil; bizzat savaşan askerler arasında yer almışsınız. Bir yandan şiirde musikiyi, saf şiiri ve estetik anlayışı Türk edebiyatında yeni bir ufuk hâline getirmiş; diğer yandan yazdığınız şiirlerle ölümünüzün hemen ardından gazetelerin birinci sayfalarında, edebiyat mahfillerinde ve toplumun dilinde uzun süre konuşulmuşsunuz.

Fakat bütün bunlar hiç yaşanmamış gibi davranılmış.

Yakup Kadri'den Peyami Safa'ya, Nurullah Ataç'tan Nâzım Hikmet'e, Behçet Kemal Çağlar'dan Mehmet Emin Yurdakul'a kadar pek çok isim; Haşim'i Türkçe bilmemekle, Arap olmakla, memleket meselelerine ilgisiz kalmakla, savaş ve millet duygusundan uzak olmakla itham edebilmiştir.

                                                       


Düşünün...

Çanakkale'de savaşmış bir askersiniz ama memleketten habersiz olmakla suçlanıyorsunuz.

Şiirimizde musikinin ve saf şiirin öncülerinden birisiniz ama Türkçeyi bilmediğiniz söyleniyor.

Babanız Osmanlı adına Mekke ve Medine'de görev yapmış bir memur ama bu bile size yöneltilen ithamların malzemesi hâline getiriliyor.

Yüzünüzün çirkin olduğu söyleniyor; hatta aynaya bakıp kendi yüzünden utanan, aşağılık kompleksi yaşayan biri olduğunuz iddia ediliyor. Buna göre böyle bir insan güzel şiir de yazamaz, edebiyattan da anlayamaz!

Bunları ben söylemiyorum.

Şiirler, yazılar, tarihler ve belgeler ortada olduğu hâlde bunlar yıllarca söylenmiş; daha da kötüsü, insanlar bunlara inanmış ve sonraki nesillere aktarmıştır. Tam anlamıyla "bir deli kuyuya taş atmış, kırk akıllı çıkaramamış" hâlidir başımıza gelenler.

Orhan Okay'dan Mehmet Kaplan'a, Nurullah Ataç'tan Beşir Ayvazoğlu'na, Nâzım Hikmet Polat'a kadar geniş bir literatür; "Arap Haşim", "memlekete bigâne Haşim", "çirkin yüzünden utanan Haşim", "aşağılık kompleksi yaşayan Haşim" anlatısını neredeyse hiç sorgulamadan benimsemiş ve yaymayı sürdürmüştür.

Oysa isimlerin ihtişamını, şöhretin büyüsünü ve otoritelerin ağırlığını bir kenara bırakıp dönemin doğrudan metinlerine bakıldığında bambaşka bir manzara ortaya çıkmaktadır. Doğru sanılanların yanlış, yanlış sanılanların ise doğru olduğu görülmektedir.

Ne yazık ki edebiyat geleneğimiz uzunca zamandır, çoğu zaman kişinin kendi metinlerinden ziyade onun hakkında yazılanlara itibar etmektedir. Böyle olunca da bir yanlış, asırlar boyunca hakikat gibi yaşayabilmektedir.

Sadece Haşim mi?

Elbette hayır.

İlk romanımızdan ilk romancımıza, Harabat tartışmalarından daha nice meseleye kadar edebiyat tarihimiz; araştırılmadan tekrar edilen yanlışlarla doludur. Bu yanlışları üretenler kadar, sorgulamadan aktaranlar ve nesilden nesile taşıyanlar da bu tablonun sorumlusudur.

Ahmed Haşim'in şansı, Osman Özbahçe gibi titiz bir araştırmacının çıkmış olmasıdır.

Özbahçe, Ebabil Yayınları'ndan çıkan "Yüzyılları Birleştiren Şair Ahmed Haşim" adlı yaklaşık 590 sayfalık çalışmasında, Haşim hakkında onlarca yıldır tekrar edilen iddia ve iftiraları tek tek belgeleriyle incelemiş, dönemin gazete ve dergilerini olağanüstü bir dikkatle taramış, metinleri karşılaştırmış, sentezlemiş ve ancak emin olduktan sonra hükümlerini vermiştir.

Bunu yaparken gösterişe kaçmamış, sansasyon peşinde koşmamış, "ilk ben buldum" iddiasıyla öne çıkmaya çalışmamıştır. Bilakis, araştırmanın nasıl yapılması gerektiğine dair örnek gösterilebilecek bir yöntem ortaya koymuştur.

Kitabı dikkatle okuyan herkesin zihninde aynı soru belirecektir:

"Eğer bu kadar güven duyduğumuz, otorite kabul ettiğimiz isimler bile böylesine açık yanlışları yıllarca tekrar edebilmişse, bundan sonra hangi bilgiye güveneceğiz?"

Çünkü bu 590 sayfalık çalışmada ortaya konulan iddia, itham ve yalanların tamamı; Haşim'in kendi yazıları, şiirleri ve dönemin metinleri ortada olduğu hâlde üretilmiştir. Bunların önemli bir kısmı kıskançlıktan, bir kısmı ideolojik körlükten, bir kısmı İslam karşıtlığından; büyük bölümü ise dönemin seküler ve Batılılaşmacı bakış açısından beslenmiştir. Sonrakiler de bunları araştırmadan devralmış ve sürdürmüştür.

Burada hakkaniyet adına şunu da belirtmek gerekir ki Osman Özbahçe, bu genellemenin dışında özellikle Abdülhak Şinasi Hisar ile Ahmet Hamdi Tanpınar'ın değerlendirmelerini ayrı tutmaktadır.

"Yüzyılları Birleştiren Şair Ahmed Haşim" sadece önemli bir edebiyat araştırması değil,

hakikate nasıl ulaşılması gerektiğini öğreten metodolojik bir derstir.



Bu kitabı okuduğunuzda sadece Ahmed Haşim'i yeniden tanımayacaksınız. Şöhretin hakikatin ölçüsü olmadığını, metinler çok yönlü ve ilk elden okunmadan kanaat oluşturulamayacağını, bir bilgiyi doğrulamanın ne kadar hayati olduğunu da yeniden idrak edeceksiniz.

Ve belki de en önemlisi, bugüne kadar güvenle doğru kabul ettiğiniz birçok bilginin zihninizde yeniden sorgulanmaya başladığını fark edeceksiniz.

Teşekkürler Osman Özbahçe...


Yorumlar