Yarımda Kalanların Hikâyesi

                                                     


Hikâye sanatı, insanı büyük olayların içinden anlatırken çoğunlukla küçük ayrıntılara sığınır; insan hayatının asıl kırılma noktaları yüksek sesli cümlelerde, büyük nutuklarda, tarihin kalın başlıklarında değil; hatırlanan bir oyuncakta, yarım bırakılmış bir dansta, eski bir evin kokusunda, söylenememiş bir cümlede, yıllarca taşınan bir suskunlukta saklıdır çünkü. Bir önceki yazımda ilk hikâye kitabını değerlendirdiğim Eylem Ata’nın ikinci hikâye kitabı ‘Yanımda Kal’ı bu alandan ilerleyen, insanın geçmişle kurduğu karmaşık ilişkiyi merkezine alan hikâyeler hasılası olarak dikkat çekiyor. Ata, hayatın tamamlanmamış taraflarına, insanların içinde taşıdığı yaralara, yüzleşmekten kaçtıkları hatıralara eğiliyor kitabında.

‘Yanımda Kal’ın genel atmosferinde güçlü bir “geçmişe dönüş” duygusu hâkim. Karakterler bugünde yaşarken sürekli geçmişin gölgesiyle hareket ediyor. Çocukluk, aile, kayıplar, bedenle ilgili kırılmalar, hastalıklar, siyasi ve toplumsal travmalar anlatının arka plânında sürekli dolaşıyor. Yazarın asıl meselesi görünen olaylardan çok, olayların insan ruhunda bıraktığı izler. Bu yönüyle kitap, klâsik olay hikâyesinden ziyade psikolojik derinliği önceleyen modern hikâye anlayışına yaklaşıyor. Ne derece memnunuz bu gidişattan? Kendi adıma anlatı yoğunluğunun haddinden fazla olmasından mustaribim ama neyse ki Ata duygulara yer yer vakaları sıkıştırmayı da ihmal etmiyor.

&&&

Hikâyenin temel gücü, insanın kendisiyle hesaplaşmasını merkeze almasından geliyor. Karakterler çoğu zaman dış dünyayla mücadele eden kişiler gibi görünse de asıl çatışma kendi içlerinde yaşanıyor. Geçmişin ağırlığı, unutulamayan anılar, söylenmemiş sözler, kapanmamış hesaplar karakterlerin davranışlarını belirliyor. Kişiler hayattan seçilmiş, kusurlarıyla, korkularıyla, çelişkileriyle var olan insanlar olarak çiziliyor, ancak hikâye sanatında psikolojik derinlik kadar önemli olan başka bir unsur olan karakterin kendi varlığıyla okuru ikna etmesi!.. Güçlü bir hikâyede yazar karakterini anlatmaz, karakter kendisini ortaya çıkarır. ‘Yanımda Kal’daki bazı hikâyelerde bu başarılı; karakterlerin geçmişleri, korkuları ve kırılmaları doğal akış içinde görünür hâle geliyor. Bazı bölümlerde ise yazarın karakterin yaşadığı acıyı açıklama isteği öne çıkıyor. Okurun sezmesi gereken noktalar zaman zaman doğrudan ifade ediliyor. Halbuki hikâyenin etkisi çoğu zaman söylenmeyen yerde büyür; bir bakış, küçük bir hareket, yarım kalan bir konuşma, bazen uzun açıklamalardan daha güçlü sonuç verir.

Kitabın dikkat çekici taraflarından bir diğeriyse hikâyelerin birbirinden bağımsız parçalar gibi görünmesine rağmen ilerleyen bölümlerde ortak bir ruh dünyası oluşturmasıdır. Özellikle son hikâyelerde, 93. Sayfanın yaklaşık 60 sayfasındaki hikâyelerde kişiler, olaylar ve duygular arasında görünmez bağlar kurmuş Eylem Ata. Sayfalarda ilerledikçe karşılaştığımız hayatların aslında aynı büyük yaraya farklı yerlerden dokunduğunu fark ediyoruz; doğal olarak bu durum da kitabın bütünlüğünü güçlendirmektedir.

Yarımda Kal!

Hikâye kitaplarında en zor meselelerden biri parçalar arasında anlam ilişkisi kurabilmektir. Her hikâye kendi dünyasını kurmalı, kendi nefesini taşımalıdır. Aynı zamanda kitap tamamlandığında okurda ortak bir duygu bırakmalıdır. “Yanımda Kal” başlığının da işaret ettiği gibi kitapta tamamlanmamışlık temel bir izleğe dönüşüyor. İnsan ilişkileri, hayaller, çocukluklar, aşklar, aile bağları, siyasi umutlar, kişisel dönüşümler çoğu zaman tamamlanmadan kalıyor. Yazar, hayatın kusursuz bir bütün olmadığını; insanların çoğu zaman yarım kalmış hikâyelerle yaşamaya devam ettiğini anlatıyor. Bu noktada kitabın ismiyle içeriği arasında güçlü bir bağ kurulmuş. “Yanımda kalmak” sadece olayların bitmemesi anlamına gelmiyor. Daha derin anlamda insanın kendi hayatında bile tamamlanamamış taraflarını ifade ediyor. Karakterlerin çoğu bir şeyleri kaybetmiş, bir yere ulaşamamış, geçmişten kopamamış insanlar. Yazarın dünyasında insan, geçmişini sırtında taşıyan bir varlık olarak karşımıza çıkıyor.

Aslına bakarsanız kitabın ismi ‘Yarımda Kal’ olsaydı daha etkili ve kuşatıcı olurdu kanaati taşıyorum; siz ne dersiniz?

Dil ve anlatım açısından bakıldığında kitap sade, anlaşılır ve yer yer şiirsel bir çizgiye sahip. Günlük hayatın ayrıntılarından hareket eden anlatım, okuru büyük olaylardan çok küçük ayrıntılar üzerinden yakalamaya çalışıyor. Bir ev, bir sokak, eski bir eşya, çocukluk hatırası, bedenin yaşadığı değişimler hikâyenin taşıyıcı unsurları hâline geliyor.

Semboller açısından da dikkat çekici tercihler var. Dans, kuşlar, bahçe, yontu, yanık ekmek ucu gibi unsurlar sadece olay içinde kullanılan ayrıntılar olarak kalmıyor; karakterlerin iç dünyasına açılan kapılara dönüşüyor. Özellikle “Yontu” başlıklı hikâye, insanın zaman içinde nasıl şekillendiği, kırıldığı ve yeniden biçimlendiği fikri etrafında okunabilir. Yontu, sanatçının taşı şekillendirmesi gibi insanın da yaşadığı acılar, seçimler ve kayıplarla biçimlenmesini çağrıştırıyor.

“Yanık Ekmek Ucu” hikâyesinde ise küçük bir ayrıntının büyük bir hafıza alanına dönüşmesi dikkat çekiyor. Güçlü hikâyecilik çoğu zaman sıradan görünen nesnelerin arkasındaki hayatı yakalayabilmektir. Bir ekmek parçası, bir koku, bir ses, geçmişin kapısını açabilir. Yazar burada gündelik hayatın küçük parçaları üzerinden insan hafızasının çalışma biçimine yaklaşmaya çalışıyor.

Kitabın önemli meselelerinden biri de travma anlatısı. Karakterler yaşadıkları olayları sadece hatırlamıyor; geçmişleriyle birlikte yaşamaya devam ediyorlar. Travmanın edebiyatta anlatılması zor bir alandır. Çünkü yazarın amacı sadece acıyı göstermek değildir; acının insanı nasıl değiştirdiğini ortaya koymaktır. Kitap, birçok yerde bu noktayı yakalıyor. Acıyı gösterirken insanın dayanma gücüne, unutma çabasına, kendini yeniden kurma isteğine de bakıyor.

Fakat toplumsal ve siyasi meselelerin hikâyeye girdiği bölümlerde daha dikkatli bir değerlendirme yapmak gerekiyor. Edebiyat, toplumsal gerçeklikten kaçamaz. Savaş, terör, siyasi çatışmalar, devlet uygulamaları, toplumsal kırılmalar yazarın dünyasına girebilir. Hatta güçlü eserler çoğu zaman çağının büyük meseleleriyle hesaplaşır. Buradaki temel ölçüt, anlatının insanı ve hakikati nasıl kurduğudur.

Kitapta PKK mensupları için “gerilla” ifadesinin kullanılması, edebî tercih açısından değerlendirildiğinde önemli bir dil meselesidir. Çünkü kelimeler sadece bilgi taşımaz, yanı sıra bakış açısı oluşturur.

Türkiye Cumhuriyeti’nin resmî hukuk düzeninde PKK, terör örgütü olarak kabul edilen bir yapılanmadır. Türkiye’nin uzun yıllardır mücadele ettiği, çok sayıda vatandaşın ve güvenlik görevlisinin hayatını kaybetmesine yol açan silahlı bir terör örgütü olarak tanımlanır. Böyle bir bağlamda örgüt mensuplarını anlatırken kullanılan kavramlar okurun metni algılama biçimini etkiler.

“Gerilla” kelimesi dünya edebiyatında ve siyasal literatürde farklı bağlamlarda kullanılan bir kavramdır. Bazı hareketler kendilerini bu kelimeyle tanımlar. Bazı çevreler ise aynı kişileri terör örgütü mensubu olarak değerlendirir.Ülkemizde şartlar ve genel bakış belli. Edebiyatçı burada kavram seçerken ciddi bir sorumluluk taşır. Çünkü karakterin insan yönünü anlatmak başka, örgüt kimliğine ilişkin değerlendirme yapmak başka bir meseledir. Romancı yahut hikâye yazarı herhangi bir örgüt mensubunun insan hikâyesini anlatabilir; korkularını, ailesini, geçmişini gösterebilir. Fakat kullanılan dil, örgütün niteliği konusunda okurda belirli bir çerçeve oluşturabilir.

Kitapta bu tercihin eleştirilebilecek tarafı, ülkemizde yaşanan terör gerçekliğinin yarattığı toplumsal hafızayı yeterince hesaba katmaması olabilir. Terör mağdurlarının yaşadığı acılar, hayatını kaybeden insanların hikâyeleri, güvenlik güçlerinin kayıpları, toplumda oluşan büyük travma da aynı tarihî gerçekliğin parçalarıdır. Edebiyat tek taraflı bir acı alanına sıkıştığında hakikatin genişliğini kaybetme riski taşır. Üstelik bu tek tarafı düşününce ürpermiyor değiliz.

‘Yanımda Kal’ içinde bazı hikâyelerdeki KHK meselesine yaklaşım da benzer bir tartışma alanı açıyor. Kitapta KHK mağduriyeti üzerinden kurulan anlatı, bireysel kayıp ve dışlanma duygusu üzerine yoğunlaşıyor. Edebiyat açısından insanın yaşadığı haksızlık hissini, yalnızlığını, psikolojik yıkımını anlatmak meşru ve değerlidir. Fakat Türkiye’de KHK uygulamalarının ortaya çıktığı dönem, 15 Temmuz darbe girişimi sonrası devletin güvenlik politikalarıyla şekillenen olağanüstü bir süreçtir. O dönemde kamu görevinden çıkarılan kişiler konusunda toplumda farklı değerlendirmeler bulunmaktadır. Bir kesim mağduriyet vurgusu yaparken başka bir kesim devletin terör yapılanmalarıyla mücadele zorunluluğunu öne çıkarmaktadır.

Hikâyenin ve hikâyecinin görevi hukuk kararı vermek değildir. Hikâye insanın yaşadığı çatışmayı göstermekle yükümlüdür. Ancak toplumsal meseleleri ele alan eserlerde bütün tarafların gerçekliğiyle temas kurabilmek eserin derinliğini artırır. Bir acıyı anlatmak başka acıları görünmez hâle getirmemelidir. Büyük edebiyat, insanı savunurken hakikati daraltmaz.

Kitabın genel başarısı ise insan ruhuna bakışındaki samimiyettir. Yazar, insanların kusurlarını, kırılmalarını, geçmişle hesaplaşmalarını anlatırken çoğu yerde sahici bir atmosfer kuruyor. Hikâyeler, okuru karakterlerin hayatına yaklaştırıyor. Okur bazı kişilerde kendinden, ailesinden, çevresinden izler bulabiliyor.

Hasılı ve’l-kelâm; “Yanımda Kal”, tamamlanmamış hayatların, içimizde taşıdığımız eski yaraların ve hafızanın insan üzerindeki etkisinin peşine düşen bir hikâye kitabı olarak değerlendirilebiliriz. Küçük ayrıntılardan büyük duygular çıkarabilmesi ve insanın iç dünyasına yönelmesi güçlü tarafıyken, tartışmaya açık tarafı ise toplumsal ve siyasi meseleleri ele alırken kullandığı bazı kavramların taşıdığı anlam yüküdür.

Hikâye sanatında asıl mesele, yazarın hangi düşünceden yana olduğu kadar, o düşünceyi edebî hakikate dönüştürüp dönüştüremediğidir. Çünkü kalıcı eserler sloganlarla değil, insanın karmaşıklığını gösterebildikleri ölçüde yaşar. İnsan ise hiçbir zaman tek cümleye, tek kimliğe, tek acıya sığmayacak kadar derindir. Edebiyatın en büyük sınavı da burada başlar: İnsan anlatırken insanı eksiltmemek.


Yorumlar