Aynaya Bakamayan Aydınların Ülkesi: ‘Batılılaşma İhaneti’nin Bugünkü Yankısı

                                                  


D. Mehmet Doğan’ın “Batılılaşma İhaneti” isimli kült eseri yayımlandıkları dönemin tartışmalarına katılan kitapları arasında yıldız gibi parlayarak tartışmanın kendisini değiştirir. Yanı sıra bu müstesna kitabı sıradan bir tarih yorumu, yahut bir modernleşme eleştirisi ya da kültür politikalarına yönelik itirazlar hasılası görmemek icap eder. “Batılılaşma İhaneti” daha derinde, bir milletin kendi hafızasıyla yeniden karşılaşma çabasıdır.

1970’lerin Türkiye’sinde kaleme alınan ve Doğan’ın yayımlanan ilk çalışması olan eser, uzun süre konuşulmamış, konuşulduğunda da çoğu zaman tek yönlü anlatılmış meseleleri merkeze almıştır. Doğan’ın yaptığı şey, geçmişi romantik bir özlemle kutsamak ya da değişimi bütünüyle reddetmek değildir; asıl meselesi toplum değişirken kendi kimliğini, dilini, tarih şuurunu ve medeniyet bağını koruyabilir mi? sorusudur.

Kitabın yıllar boyunca okunmaya devam etmesinin temel sebebi de olan bu soru perspektifinde Doğan, belli bir dönemi eleştirirken aslında daha büyük başka bir soruya yönelir: Bir millet kendi varlığını hangi kelimelerle, hangi kavramlarla ve hangi hafızayla anlatacaktır?

Batılılaşma mı, Batı karşısında kendini kaybetme mi?

Kitabın merkezindeki kavram “Batılılaşma” ise de D. Mehmet Doğan’ın eleştirdiği şey, Batı’dan bilim, teknik veya düşünce alanında yararlanmak değildir. Onun itiraz ettiği nokta, Batı’yı bir medeniyet tecrübesi olarak anlamak yerine taklit edilmesi gereken tek model hâline getiren zihniyettir.

Doğan’a göre problem, başka toplumların tecrübelerinden faydalanmak da değildir. Problem, kendi tarihî birikimini değersiz görerek sürekli dışarıdan onay bekleyen bir ruh hâlinin oluşmasıdır.

Kitap boyunca hissedilen temel kaygı şudur: Bir millet başka medeniyetlerden etkilenebilir; ancak kendi merkezini kaybettiği anda başkasının aynasında yaşamaya başlar.

D. Mehmet Doğan’ın “Batılılaşma” eleştirisi aslında bir kimlik tartışmasıdır. O, “Nasıl gelişiriz?” sorusundan önce “Biz kimiz?” sorusunun cevaplanması gerektiğini savunur.

Kitabın asıl kahramanı: Dil

‘Batılılaşma İhaneti’ meseleyi sadece siyaset üzerinden okumaz, en dikkat çekici vasıflarından biri dildir.

D. Mehmet Doğan için dil, günlük iletişim aracı olmanın çok ötesindedir. Dil, milletin hafızasıdır. Toplum kelimelerini kaybettiğinde geçmişiyle kurduğu bağ da zayıflar.

Kitaptaki dil tartışmaları güncelliğini korumaktadır, hatta bugün okunduğunda daha da çarpıcı hüviyettedir. Doğan’ a göre kelimelerle birlikte düşünme biçimleri, değerler ve dünyayı algılama şekilleri de değişir.

Bu noktada onun hayat çizgisiyle eser arasında güçlü bir bağ vardır. Büyük Türkçe Sözlük çalışmaları, dil yazıları ve kelime hassasiyeti düşünüldüğünde ‘Batılılaşma İhaneti’ tarih kitabından daha çok bir dil şuuru metni mesabesindedir.

Aydın meselesi: Halktan kopan zihin

D. Mehmet Doğan’ın en sert eleştirilerinden biri aydın meselesi üzerinedir.

Kitapta sık sık karşılaşılan temel problem; ülkemizde bazı aydınların kendi toplumunu anlamak yerine onu değiştirilmesi gereken bir nesne olarak görmeleridir.

Doğan’ın eleştirisi, aydın düşmanlığı değildir. Aksine beklentisi daha güçlü, daha sorumlu, toplumuyla bağ kuran bir aydın tipidir.

Sorun, halktan uzaklaşan; kendi toplumunun değerlerini anlamadan dışarıdaki modelleri merkeze alan aydın tavrıdır. Bundan mütevellit kitapta “yabancılaşma” kavramı önemli yer tutar. Yabancılaşma başka kültürlere yönelmekle beraber insanın kendi tarihine, diline ve toplumuna yabancı hâle gelmesidir.

Bürokrasi eleştirisi ve devlet anlayışı

“Batılılaşma İhaneti”nin dikkat çekici bir başka bölümü bürokrasi meselesine ayrılmıştır.

Merhum D. Mehmet Doğan, Türkiye’de modernleşme sürecinin önemli taşıyıcısı, bürokratik zihniyet bazı dönemlerde toplumun ihtiyaçlarından koparak kendi doğrularını topluma benimseten bir güç hâline gelmiştir. Buradaki temel eleştirinin devlet fikrine karşı olmadığının altını çizeyim; hocanın eleştirisi, devlet mekanizmasının toplumdan uzaklaşmasıdır.

Doğan’ın düşüncesinde güçlü devlet ile güçlü toplum birbirinin karşıtı değildir. Asıl mesele, devletin milletin tarihî ve kültürel gerçekliğiyle uyum içinde hareket etmesidir.

“İhanet” kelimesinin anlamı

Belki de en başta zikretmem gereken hususu bu noktada izah edeyim. Kitabın başlığındaki “ihanet” kelimesi en çok tartışılan noktalardan olagelmiştir. Söz konusu olan, basit bir suçlama değildir. Doğan’ın kullandığı anlamıyla ihanet; toplumun kendi imkânlarını, hafızasını ve medeniyet birikimini küçümseyerek sürekli başka bir merkeze yönelmesidir.

Başlık bu yüzden polemik gücü yüksek bir tercihtir. Nitekim ‘Batılılaşma İhaneti’ başlığı okuru rahatsız ettiği kadar düşünmeye de zorlar. Zaten kitabın etkisinin önemli sebeplerinden biri de budur. Doğan, yumuşak kavramlarla konuşmaz. Tartışmayı görünür kılar.

Bugünden bakınca Batılılaşma İhaneti

Kitabın en önemli taraflarından biri güncel kalmasıdır demiştim. Aradan onlarca yıl geçmesine rağmen tartışılan meseleler hâlâ canlıdır:

Kültürel bağımsızlık nasıl sağlanır?

Modernleşme ile kimlik arasında nasıl denge kurulur?

Eğitim sistemi kendi tarih bilinciyle nasıl ilişki kurar?

Dil değişimleri toplum hafızasını nasıl etkiler?

Aydın, toplumuna karşı hangi sorumlulukları taşır?

Bu soruların bugün de geçerliliğini korumasındaki ana etken doğru soruları sormasıdır.

&&&

“Batılılaşma İhaneti”, D. Mehmet Doğan’ın hayat mücadelesinin küçük bir özeti gibidir.

Kelimeye verdiği önem, tarihe yaklaşımı, kültür meselelerindeki hassasiyeti, Türkçemize sahip çıkışı ve medeniyet tartışmalarındaki ısrarı bu kitapta ilk büyük biçimini kazanır.

Eser, bir döneme yöneltilmiş eleştiri kitabı olmanın ötesinde, bir milletin kendisini yeniden düşünme çağrısıdır.

D. Mehmet Doğan’ın bütün çabası; ‘bir millet dünyaya açılabilir; fakat bunu kendi köklerini inkâr ederek yapamaz.’ Çerçevesinde şekillenir. Çünkü hafızasını kaybeden toplum geçmişini de geleceği kurma imkânını da zayıflatır.

Batılılaşma İhaneti, hâlâ tartışılıyorsa sebebi budur. Kitap geçmişe bakmakla yetinmeyip günümüz insanına da aynı soruyu yöneltir:

“Kendimizi değiştirirken kendimiz olarak kalabilecek miyiz?”

Ruhu şâd olsun…

 


Yorumlar