Bir Mağlûbiyetin Hikâyesi: D. Mehmet Doğan’a Göre Batılılaşma İhaneti Nerede Başladı, Kimlerle Devam Etti?
Rahmetli D. Mehmet Doğan’ın ‘Batılılaşma İhaneti’ndeki
meselesi, milletin kendi tarihî birikimini, dilini ve medeniyet hafızasını
küçümseyerek başka bir dünyanın ölçülerini sorgusuz kabul etmesidir.
‘Batılılaşma İhaneti’ yayımlandığı 1975’ten itibaren
yakın tarihe yönelik cesur bir sorgulama metni olarak okunmuş, uzun yıllar
tartışılmaya devam etmiştir.
D. Mehmet Doğan, “Batılılaşma ihaneti” kavramını belli
bir güne, tek bir olaya veya tek bir kişiye bağlamaz; ona göre yaşanan süreç,
uzun yıllara yayılan bir zihniyet değişimidir. Toplumun kendi değerler
dünyasından uzaklaşması, dışarıdan gelen ve kendisine dayatılan modeller
karşısında kendi ölçülerini kaybetmesi ve zamanla kendi varlığını başkasının
aynasında tanımlamaya başlamasıdır. Dolayısıyla kitap dikkatle okunduğunda
Doğan için asıl kırılmanın sadece siyasî kararlarla meydana gelmediği, temel
meselenin zihniyet dünyasında yaşanan dönüşüm olduğu fark edilecektir.
Başlangıç noktası: Askerî yenilgiden
zihinsel yenilgiye
D. Mehmet Doğan’a göre Batılılaşma sürecinin
başlangıcı, Osmanlı’nın özellikle XVIII. yüzyıldan itibaren Batı karşısında
askerî ve teknolojik üstünlüğünü kaybetmeye başlamasıyla ilişkilidir.
Osmanlı uzun süre kendisini dünyanın merkezlerinden
biri olarak görmüş, kendi medeniyetinin üstünlüğüne inanmıştır. Fakat
Avrupa’nın askerî, teknik ve ekonomik yükselişi karşısında yeni durumlar ortaya
çıkmıştır.
Başlangıçta problem oldukça somuttur: “Nasıl güçlü
oluruz?” ama Doğan’a göre zamanla soru değişir: “Nasıl Batılı oluruz?”
İşte merhum hocamıza göre yenilgiyi telâfi etmek için
Batı’nın biliminden, tekniğinden faydalanmak başka bir şey, hayat tarzını,
değerlerini ve düşünme biçimini üstün kabul ederek kendi dünyasını hakir görmekse
bambaşka bir şeydir.
Hasılı, Doğan’ın gözünde sorun, Batı’dan öğrenmek
değil, öğrenme ile taklit arasındaki sınırın kaybolmasıdır.
Tanzimat: Yenileşmenin mi, yabancılaşmanın
mı kapısı?
“Batılılaşma İhaneti”nde Tanzimat dönemine ziyadesiyle
yer verilir. D. Mehmet Doğan, Tanzimat’ı sadece hukukî ve siyasî düzenlemeler
olarak değerlendirmez, Tanzimatla beraber devlet yönetiminde başlayan değişim,
zamanla toplumun kültürel alanına da yayıldığını müşahede eder.
Tanzimat aydınlarının temel amacı devleti kurtarmak
olsa da Doğan’a göre zaman içinde kendi medeniyet birikimine güvenmeyen bir
aydın tipinin ortaya çıkması kabul edilir bir durum değildir. Bu aydın tipi,
Batı’yı bilgi kaynağı gördüğü gibi, ilerlemenin tek adresi kabul eder.
Kendi toplumuna tepeden bakmaya başlayan; dilini,
yaşayışını ve değerlerini geri kalmışlığın işareti sayan bir aydın anlayış
gelişir.
Doğan, milletin kendini geliştirmek için başka
toplumları inceleyebilmesini doğal görür, ancak kendi varlığını başkasının
ölçüleriyle yargılamaya başladığı anda sorun çıkmasına karşı durur.
Batılılaşma ihanetinde en önemli aktör:
Aydınlar
Kitabın en sert bölümleri aydın meselesi etrafında
şekillenir.
D. Mehmet Doğan’a göre Batılılaşma sürecinin
taşıyıcılarından biri aydın kesimdir. Toplumun yönünü belirleyen, kavramları
üreten, yeni fikirleri yaygınlaştıran kişiler büyük ölçüde aydınlardır da
ondan. Fakat Doğan tüm aydınları aynı kefeye koyup eleştirmez; hedefinde, kendi
toplumuna yabancılaşan aydın vardır.
Bu aydın tipi: kendi tarihine mesafeli, kendi dilini
küçümseyen, halk kültürünü geri gören, Batı’yı sorgulanamaz bir ölçü kabul eden
bir anlayışı temsil eder.
D. Mehmet Doğan, milletin değişiminin önce
kelimelerinde, sonra düşüncelerinde gerçekleşeceğine iman eder.
Aydınlar kullandıkları kavramlarla yeni bir dünya
kurarlar. Eğer kullanılan kavramlar toplumun kendi tecrübesinden koparsa,
zamanla düşünce dünyası da yabancılaşır. Bu yüzden kitapta dil meselesi tüm
tartışmaların merkezidir.
Dil Devrimi ve hafızanın kopuşu
D. Mehmet Doğan’a göre dil anlaşma aracından çok
milletin geçmişiyle kurduğu bağdır. Millet geçmişte eserlerini, düşüncelerini,
değerlerini kendi diliyle anlayamaz hâle gelirse büyük bir hafıza problemi
yaşar. Kitapta harf değişimi ve dil hareketlerinin bu çerçevede değerlendirildiğini
görürüz.
Doğan’a göre mesele sadece alfabe değiştirmekten de ibaret
değildir. Asıl mesele, toplumun geçmiş metinlerle bağının kopmasıdır. Çünkü
geçmişle bağ kuramayan nesiller, kendi tarihini başkalarının yorumları
üzerinden öğrenmek zorunda kalır. Bu nedenle hocanın dil konusundaki
hassasiyeti, kelime sevgisinden de öte dil üzerinden yürüyen bir medeniyet
tartışmasıdır.
Cumhuriyet dönemi: Sürecin hızlandığı
dönem
D. Mehmet Doğan, Cumhuriyet dönemini de bu uzun tarihî
sürecin devamı içinde değerlendirir. Doğan’ın eleştirisi Cumhuriyet’in
kuruluşuna veya bağımsızlık mücadelesine yönelik değildir, aslen Cumhuriyet
sonrasında bazı kültür politikalarıyla birlikte ortaya çıkan kopuşlardır. Özellikle;
dil politikaları, tarih anlayışı, eğitim sistemi, kültür tercihleri üzerinden
yeni bir insan tipi oluşturulmaya çalışıldığını düşünür.
Doğan’a göre temel problem, geçmişle hesaplaşmak
yerine geçmişi tamamen reddeden bir tavrın ortaya çıkmasıdır.
Ona göre modernleşme, geçmişi yok ederek kurulamaz.
Batılılaşma ihanetinin sınırları: Kimler
bu sürecin içinde?
D. Mehmet Doğan’ın “ihanet” kavramını kullanırken
belli bir siyasî parti veya dönemle sınırlı kalmadığını anlarız. Osmanlı’nın
son dönemindeki bazı Batıcı aydınlar, Tanzimat sonrası oluşan yeni bürokratik
zihniyet, Cumhuriyet dönemindeki bazı kültür politikaları, Batı’yı mutlak ölçü
kabul eden aydın çevreleri, halk ile devlet arasındaki bağı zayıflatan
anlayışlar Doğan’ın eleştirilerinden nasibini alır. Elbette hepsini aynı kefeye
koymaz, kişilerden çok zihniyete karşıdır ve bu zihniyetin temel özelliği kendi
toplumunu anlamadan değiştirmeye çalışmasıdır.
Doğan’ın tartıştığı meseleler geçmişte kalmış bir
modernleşme tartışması şeklinde değerlendirilmemelidir, bugün de benzer sorular
geçerlidir: Toplum gelişirken kendi kimliğini nasıl korur? Dünya ile ilişki
kurarken kendi merkezini nasıl kaybetmez? Eğitim sistemi genç nesillere sadece
bilgi mi verir, yoksa hafıza da kazandırır mı? Dil değişimleri düşünce
dünyasını nasıl etkiler?
Bu sorular bir yandan da kitabın güncelliğini
korumasının somut delilleridir.
İhanetin asıl adı hafıza kaybıdır
D. Mehmet Doğan’ın hayatı boyunca savunduğu düşünce
mücadelesini; “Kendi kelimelerini kaybeden, tarihini anlayamayan ve
medeniyetine güvenmeyen bir toplum geleceğini sağlam kuramaz.” cümlesinde toplayabiliriz.
Bu yüzden “Batılılaşma İhaneti “sadece geçmişin
eleştirisi değildir. Aynı zamanda geleceğe yöneltilmiş bir uyarıdır.



Yorumlar
Yorum Gönder